17 Mart 2013 Pazar

Görmeden İnanmam (Londra Gezisi)…

Harrods'da bulunan Princess Diana Memorial
Bu hafta sonu Londra’ya gitmek ile gitmemek arasında kararsız kalmıştım. Çünkü yapılmış bir plan yoktu ama sonunda Arap arkadaşım Marwa’nın gazına geldim ve cumartesi günü sabah 9’da kendimi Cambridge istasyonunda buldum. Ben zannediyordum ki onun okulunun düzenlediği bir gezi bu. Yok anacım sadece ikimiz gidiyormuşuz bir de onun okulundaki Arap arkadaşları… Neyse benim için farketmez dedim nasıl olsa amacım Londra’yı görmek…

İngiltere’ye gelmeden önce bir sürü şey hakkında tavsiye dinledim, bunlardan biri de Londra’ya gitmek istersen otobüsü kullan treni değil, idi. Nedeni ise pahalı olması. Ama biz arkadaşımla bu tavsiyeye uymadık ve treni tercih ettik, sebebi ise aldığın bilet hem gidiş-dönüş bileti hem de gün boyunca metro kullanmanı sağlayan bir bilet. Sanırım otobüs ile gitsem ve Londra’da gezmek için metro kullansam aynı fiyata denk gelecekti, tren 30-35 dakikada Londra’ya vardığı için çok daha cazip gelmiyor mu kulağa:) King’s Cross istasyonuna vardığımızda ağzım kulaklarıma varacaktı. Harry Potter hayranları iyi bilirler bu istasyonu, 9 3/4 platform yolcuları kalmasın…  O heyecan ile fotoğraf çekemedim ama arkadaşım çekti, daha sonra alacağım ondan resimleri. Belki bir daha ki gidişimde bol bol fotosunu çekerim bu istasyonun.

Harrods

Knightsbridge

Resim yazısı ekle
King’s Cross’u doya doya seyretme imkanım olmadı çünkü arkadaşlarla Knightsbridge’de buluşacaktık. Tabi ben oranın nasıl bir yer olduğunu bilmediğim için King’s Cross’u doya doya seyretmeme izin vermeyen ve beni aceleye getiren arkadaşıma içten içten kızıyordum. Metrolar arasında aktarmalar yapa yapa Knightsbridge’e ulaştık. (Aslında King’s Cross’tan Knightsbridge’e direk metro vardı ama biz buluşma yerinin London Bridge olduğunu zannediyorduk o aralar :P) Bu arada arkadaşım da bana “orada Harrods diye bir mağaza var bayılcaksın, çok popüler” diyordu.  İstasyonun hemen yanındaydı mağaza ve yeraltının verdiği sıkıntıyı, Harrods’ın görüntüsü alıp götürdü. Görür görmez büyülendim. Kimileri için lüks markalardan oluşan seçenekleriyle vazgeçilmez bir yer olabilir ama benim için öncelikle mimarisi ve dekorasyonu büyüleyiciydi. Ben yedi kapısını gördüm, belki daha fazla da kapısı olablir. Her kapısında üniformalı görevliler mevcuttu ve çalışanlar tarafından müşterilere yapılan muamele ile insan kendini prenses gibi hissediyordu burada.

London Bridge

Dış mimarisi kadar iç mimarisi de göz alıcıydı. Kalabalık olmasaydı da her kareyi fotoğraflayabilseydim:/ Yine de elimdekiler de hiç fena sayılmaz :D Kıyafetler, ayakkabılar derken en çok Parfüm bölümü beni etkiledi. Öyle bir dekore etmişler orayı, sanki sergiledikleri parfüm değil de mücevher… Hepsini istiyorum diye geziyordum ortalıkta o derece… Yazıya dökmek yerine fotoğraflar anlatsın buranın güzelliğini :)
Arkadaşlar Harrods’dan beni koparabildikten sonra ikstikametimiz London Bridge oldu. London Bridge’i göreceğim diye heyecanlıydım ama binaların güzelliğiyle öyle büyülenmişim ki arkadaşlar London Bridge’e geldik dediğinde önce bir şaşkınlığa uğradım :) Tabi London Bridge’i uzaktan seyrettik (günü heba etmemek için) ama olsun uzaktan bile öyle muhteşemdi ki, nerenin fotoğrafını çekeceğimi bile bilemedim, herşeyi güzeldi.

Hyde Park

Sıradaki durağımız için fikri ben verdim, Hyde Park. Histarocal Romance’larda o kadar çok adı geçiyor ki. Hayalimde canlandırdığım Hyde Park’ın gerçekte nasıl olduğunu ölesiye merak ediyordum. O yüzden görmek için en çok heyecanlıdığım mekan buydu. Belki en etkileyicisi değildi ama kesinlikle gittiğime değdi. O kadar büyük ve güzel bir park ki, bulutlu ve yağmurlu hava bile bu güzelliği söndürmeyi başaramadı. Parkın içinde dolaşırken kitaplardaki sahneleri canlandırmaya çalışıyor ve kendi kendime mutlu oluyordum. Arkadaşlar bir şeyler söylüyor ama ben kendi dünyama çekilmiş parkın büyüleciğini kendimce yorumluyordum. Bu arada ünlü markaların mağazalarını barındıran Oxford Street’i de gördüm ama fotoğraf çekmediğim için onun hakkında yazmayacağım. Bunun sebebi birazcık da Knightsbridge'i Oxford St.’den daha çok beğenmiş olmam :P

Big Ben Tower
Hyde Parktaki bir saatlik –belki de iki, hatırlamıyorum- gezimizin ardından gecenin karanlığında gezilmesi gereken yere, Big Ben’e doğru yola çıktık.  Big Ben en az fotoğraflardaki kadar muhteşemdi. Elimdeki fotoğraf makinesini kullanmayı beceremediğim – gece moduna ayarlayamadığım- için fotoğraflar güzel gelmeyebilir ama şaşkınlığıma verin böyle manzaralarla her gün karşılaşmıyorum ki ben de. Big Ben ve London Eye zaten çok yakınlardı gözlerim ikisi arasında mekik dokurken düşünemiyordum. Şaşkınlık ve mutluluk birbirine karışmıştı. Gözlerim akan trafiği hatta kalabalığı bile görmüyordu. Dayadım kolanlara dirseğimi ve Big Ben ve London Eye’ı uzun uzun seyrettim ve onca seyahetinin ardından eve dönme vakti geldi.




Big Ben

London Eye


2 yorum:

  1. ne güzel gitmiş, görmüşsün işte :D pişman olmadın herhalde gittiğine? hem daha oralardasın bol bol gidersin ayrıntılı da yazarsın :) iyi eğlenceler diyeyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok yok baştaki pişmanlığımdan eser kalmadı, bir saat içinde ağzım kulaklarımda geziyordum :D Şimdi de bizim okul gezi düzenliyor Londra'ya ücretsiz ona da katılacağım ^^ İnşallah yazmaya değecek bol bol yer görürüm :) Teşekkürler yorumun için ^^

      Sil

MyFreeCopyright.com Registered & Protected

Follow by Email